islami konular, soru cevaplar, güncel hutbeler,almanca hutbe, türkce hutbe, mübarek gün ve geceler hakkinda.
8 Ağustos 2025 Cuma
SILA-İ RAHİMLE BEREKETLENEN TATİL 08.08.2025
Tarih: 08.08.2025 ﷽ ْبَصْناَف َتْغَرَف اَذِاَف . ْبَغْراَف َكِ بَر ىٰ لِاَو . َو ُ لو ُسَر َ لا َ ق ِ ٰ للا ي َ ل َص ُ ٰ للا َم َ ل َسَو ِهْيَ لَع : ُغاَرَف ْ لاَو ُةَ حِ صل َ ا ، ِسا َ نلا َنِم ٌريِث َك اَمِهيِف ٌنوُبْغَم ِناَتَمْعِن . SILA-İ RAHİMLE BEREKETLENEN TATİL Muhterem Müslümanlar! Yüce dinimiz İslam, bizden; yaratılışımızın hikmetini, varlığımızın gayesini unutmadan bir hayat sürmemizi ister. ْۜ ْمُتْنُك اَم َنْي َ ا ْمُكَعَم َوُهَو “Nerede olursanız olun Allah sizinle beraberdir.”1 ayeti gereğince her an Rabbimizin huzurunda olduğumuz şuuruyla hareket etmemizi emreder. Aziz Müminler! İslam’ın hassasiyet gösterilmesini istediği hususlardan biri de çalışma ve dinlenme hayatıdır. Dinimize göre çalışmak ne kadar önemli ise istirahat etmek de aynı ölçüde önemlidir. Nitekim Yüce Rabbimiz, “Geceyi istirahat etmek için üzerinize örtü yaptık. Gündüzü de çalışıp geçim temin etme zamanı kıldık.”2 buyurarak bu hakikate dikkatlerimizi çekmektedir. Dolayısıyla Müslümanın; dinlenmeye, zihnen ve bedenen toparlanmaya, ruhen arınmaya, ailesiyle birlikte nitelikli zaman geçirmeye de ihtiyacı vardır. Ancak unutmayalım ki; Müslümanın çalışması da, dinlenmesi de, tatili de, eğlenmesi de meşru, ahlaki ve helal sınırlar içerisinde olmalıdır. Müslüman, dinlenirken de zamanını boş geçirmemeli, kulluk ve sorumluluk bilincini daima muhafaza etmelidir. Cenâb-ı Hak hutbeme başlarken okuduğum ayetlerde bu gerçeği bizlere şöyle haber vermektedir: ْبَغْراَف َكِ بَر ىٰ لِاَو . ْبَصْناَف َتْغَرَف اَذِاَف “O halde bir işi bitirince hemen diğerine koyul ve yalnızca Rabbine yönel.”3 Kıymetli Müslümanlar! Yüce Allah Kur’an’ı Kerim’de müminlerin özelliklerinden bahsederken şöyle buyurur: “Müminler gerçekten kurtuluşa ermiştir. Onlar ki, namazlarını huşu içerisinde kılarlar. Onlar ki, faydasız işlerden ve boş sözlerden uzak dururlar.”4 Bu ilahi uyarı bizlere, hayatımızı; dünya ve ahiretimiz için faydalı işlerle değerlendirmemiz gerektiğini hatırlatmaktadır. Ne yazık ki günümüzde bazı tatil organizasyonları, Allah’ın hükümlerini hiçe sayan, helal haram hassasiyetinden uzak, lüks ve israfın zirveye ulaştığı, nefsani arzu ve isteklerin sınır tanımadığı bir hâl almıştır. Böyle bir tatil anlayışının dinimizde asla yeri yoktur. Aslında tatil; tembellik ve miskinlikle, gaflet içinde geçirilen zamanlar olmamalı; aksine, farklı ve faydalı meşguliyetlerle verimli bir dinlenme fırsatına dönüştürülmelidir. Yeryüzünde gezip dolaşarak Yüce Rabbimizin kuvvet ve kudretini tefekkür etmeye, kâinata ibret ve hikmet nazarıyla bakmaya vesile olmalıdır. Bu bilinçle yapılan tatil, sadece dinlenmek değil, aynı zamanda bir eğitim ve bir ibadettir. Değerli Müminler! Tatil; memleketimizi, köyümüzü, şehit kanlarıyla yoğrulmuş cennet vatanımızın tarihi ve doğal güzelliklerini çocuklarımıza tanıtmak için bulunmaz bir fırsattır. Tatil, anne babamızın hayır duasını almak, akrabalarımızla hasret gidermek için güzel bir imkândır. Evlatlarını ve torunlarını özleyen, onların yolunu bekleyen anne babalar için de bir sevinç kaynağıdır. Bugün, nice anne baba evlatlarının, nice dede ve nine torunlarının yollarını gözlemektedir. Bir çift söze, bir selama, bir muhabbete hasret kalan nice büyüklerimiz var. Müslümanın Allah’a itaatten sonra yapması gereken en önemli görevi; anne babasına hizmet etmek, onların maddi ve manevi her türlü ihtiyaçlarını gidermektir. Onları yalnızlığa ve kimsesizliğe terk etmemek, onların gönüllerini kazanmaktır. Zira Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in bu husustaki uyarısı gayet açıktır: “Rabbin hoşnutluğu, anne babanın hoşnutluğuna, Rabbin öfkesi de anne babanın öfkesine bağlıdır.”5 Aziz Müslümanlar! Tatiller, çocuklarımızın dinî, sosyal ve kültürel gelişimlerine; sıla-i rahim bağlarının güçlenmesine imkân tanıyan zaman dilimleridir. Allah Resûlü (s.a.s): “Rızkının bol, ömrünün bereketli olmasını arzu eden, akrabalık bağını devam ettirsin.”6 buyurmaktadır. O halde, tatillerde anne babamızı ve akrabalarımızı da ziyaret edelim. Dinî, ahlaki ve sosyal sorumluluklarımızı göz ardı etmeyelim. Tatillerimizi, kulluğumuzu unuttuğumuz, günahlara kapı araladığımız zamanlara dönüştürmeyelim. Sözümüzün sonu hutbemin başında okuduğum şu hadis-i şerif olsun: “İki nimet vardır ki insanların çoğu, onları değerlendirme hususunda aldanmıştır. Bunlar; sağlık ve boş vakittir.”7 1 Hadîd, 57/4. 2 Nebe, 78/10-11. 3 İnşirâh, 94/7-8. 4 Mü’minûn, 23/1-3. 5 Tirmizî, Birr, 3. 6 Buhârî, Edeb, 12. 7 Buhârî, Rikâk, 1. Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
1 Ağustos 2025 Cuma
HAYÂ: ALLAH’IN EMRİ, FITRATIN GEREĞİ
Tarih: 01.08.2025 ﷽ ٌٌۙمي۪ل َّ ا ٌبا َّذَّع ْمُهَّ ل اوُنَّمٰ ا َّني ۪ذ َّ لا يِف ُةَّشِحاَّف ْ لا َّعي ۪شَّت ْنَّ ا َّنوُ ب ِحُي َّني ۪ذ َّ لا َّ نِا َّنوُمَّ لْعَّت َّ لْ ْمُتْن َّ اَّو ُمَّ لْعَّي ُ ٰ للّاَّو ِۜ ِةَّرِخٰ ْ لْاَّو اَّيْن ُ دلا يِف . َّو ُلو ُسَّر َّ لا َّ ق ِ ٰ للّا ي َّ ل َّص ُ ٰ للّا َّم َّ ل َّسَّو ِهْيَّ لَّع : ... ِناَّمي ِ ْ لْا َّنِم ٌةَّبْعُش ُءاَّيَّحْ ل َّ ا . HAYÂ: ALLAH’IN EMRİ, FITRATIN GEREĞİ Muhterem Müslümanlar! Bir gün Peygamber Efendimiz (s.a.s) ashabına, َّنِم اوُي ْحَّت ْسِا ِ ٰ للّا ِءاَّيَّحْ لا َّ قَّح “Allah’tan gerektiği gibi hayâ ediniz!” buyurdu. Ashâb-ı kirâm, “Ya Resûlallah! Biz Allah’tan hayâ ediyoruz!” dediklerinde, Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) onlara şu uyarıda bulundu: “…Allah’tan hakkıyla hayâ etmek, bütün organları her türlü günah ve haramdan korumaktır. Dünyanın geçici nimetlerine aldanmamaktır. Ölümü ve hesabı asla unutmamaktır.”1 Aziz Müminler! Hayâ, yüce dinimiz İslam’ın kadın erkek her Müslüman’a emrettiği temel bir ahlak ilkesidir. Hayâ, nefsin her türlü aşırılığına karşı gösterilen onurlu bir duruştur. İnsanı bütün kötülüklerden koruyan güçlü bir kalkandır. Hayâ, bir hayat tarzıdır. Fıtratın gereği, bedenin süsü, imanın hayata yansımasıdır. Hutbeme başlarken okuduğum hadis-i şerifte Allah Resûlü (s.a.s), ِناَّمي ِ ْ لْا َّنِم ٌةَّبْعُش ُءاَّيَّحْ ل َّ ا “…Hayâ, imandan bir parçadır.”2 buyurarak, hayânın önemine dikkat çekmektedir. Hayâsızlık ise, ahlaki değerleri yok eden, insanın onur ve saygınlığını ayaklar altına alan bir felakettir. Şeytanın, en sinsi tuzaklarından biridir. Nitekim Yüce Rabbimiz, “Ey Âdemoğulları! Avret yerlerini kendilerine açmak için, elbiselerini soyarak ana babanızı cennetten çıkardığı gibi, şeytan sizi de saptırmasın...”3 buyurmaktadır. Kıymetli Müslümanlar! Maalesef, mahremiyetin pervasızca ihlal edildiği bir çağda yaşıyoruz. Günümüzde giyim sektörü, modacılar ve bazı medya çevreleri, “özgürlük” ve “çağdaşlık” adı altında çıplaklığı özendirmekte, örtünmeyi değersizleştirmektedir. Bu anlayış, kadını da erkeği de değerli bir varlık olmaktan çıkarıp izlenen ve tüketilen bir nesneye indirgemiştir. Oysaki insanın bedenini, mahremiyetini ve özelini toplum önünde sergilemesi; aklın, vicdanın ve fıtratın bozulmasıdır. Resûl-i Ekrem (s.a.s), “Azîz ve Celîl olan Allah Halîm’dir, hayâ sahibidir, ayıp ve kusurları örtendir. Hayâyı ve örtünmeyi sever.”4 buyurmaktadır. Dolayısıyla kısa giysiler ve şeffaf kıyafetler giyilmesi, nerede ve hangi amaçla olursa olsun Allah’ın örtünme emrini ihlaldir, haramdır. Uzuvları belli edecek şekilde dar elbise giyenler Allah Resûlü (s.a.s)’in ifadesiyle, ٌتاَّي ِ راَّع ٌتاَّي ِسا َّك “Giyinik çıplaklardır.”5 Öyleyse küçük yaştan itibaren çocuklarımıza hayâ ve edebin önemini anlatalım. İnancımıza ve medeniyetimize uygun bir giyim tarzını sevdirerek onları yetiştirmeye çalışalım. Evlatlarımızın fıtratlarını bozacak her türlü yanlıştan onları korumanın gayretinde olalım. Bu hususa dikkat etmemek; ebeveynler için ciddi bir hata, büyük bir sorumsuzluk, ağır bir vebaldir. Değerli Müminler! Tıbbi bir zorunluluk olmadan sadece beğenilmek ve özenti uğruna vücut organlarının yapısını değiştirmek, estetik ameliyatlarla fıtratı bozmak Allah’ın yarattığını beğenmemek ve şeytanın oyununa gelmektir, günahtır. Nitekim şeytan Allah’ın huzurundan kovulduğunda, ِۜ ِ ٰ للّا َّقْ لَّخ َّ نُرِ يَّغُيَّ لَّف ْمُهَّ نَّرُمٰ َّ لَّْو “…Kullarına Allah’ın yarattığını değiştirmelerini emredeceğim…”6 demiştir. Ayrıca hangi amaçla olursa olsun dövme yaptırmak, Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in ifadesiyle Allah’ın rahmetinden mahrum kalmaktır, haramdır. Ekranlarda, dijital mecralarda, görsel ve yazılı basında dinimizin tasvip etmediği kıyafetlerle paylaşımlar yapmak her açıdan çirkin bir davranıştır, haramdır. Hutbeme başlarken okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Müminler arasında hayâsızlığın yaygınlaşmasını isteyenlere dünyada ve ahirette can yakıcı bir azap vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.”7 Aziz Müslümanlar! Allah’ın hayâ ve iffet konusunda erkeğe ve kadına yüklediği sorumluluk aynıdır. Nitekim Yüce Rabbimiz Nûr sûresinin otuzuncu ve otuz birinci ayetlerinde şöyle buyurmaktadır: “Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, iffet ve namuslarını korusunlar…” “Mümin kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, iffet ve namuslarını korusunlar. Kendiliğinden görünen yerler dışında ziynetlerini göstermesinler. Başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar...”8 O halde, her işimizde olduğu gibi giyim kuşam ve mahremiyet konusunda da ölçümüz Allah’ın emirleri ve Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in sünneti olmalıdır. Unutmayalım ki bedeni açıkta bırakan elbiseler, vücut hatlarını belli eden kıyafetler tarz ya da imaj değil Allah’ın emirlerini ihlal etmektir. Bazı sinema, dizi film, dijital mecralarda yapılan yayınlar ve reklamlar aracılığıyla normalleştirilmeye çalışılan çıplaklık, cesaret ve özgürlük değil, aile kurumuna yapılan bir saldırıdır. Uygunsuz kıyafetlerle toplumsal alanlarda, hele hele kurumsal özelliği olan mekânlarda bulunmak asgari ahlak kurallarına bile meydan okumaktır. Bu, çağdaşlık değil, ilkelliktir. Ahlak ve edep ölçülerinin çiğnenmesine sessiz kalan herkes büyük bir vebal altındadır. Çünkü neslimizin iffetini, edebini ve ahlakını korumak hepimizin ortak sorumluluğudur. Hutbemi Allah Resûlü (s.a.s)’in şu duasıyla bitiriyorum: سممَّنِغ ْ لاَّو َّىاممَّفَّع ْ لاَّو سمم َُّْ تلاَّو َُّّدمم ُه ْ لا َّهُ ل َّ مم ْس َّ أ سمم ِ ن ِ ن َّ ممم ُه َّ لل َّ ا “Allah’ım! Senden hidayet, takva, iffet ve gönül zenginliği dilerim.”9 1 Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 24. 2 Müslim, Îmân, 57. 3 A’râf, 7/27. 4 Nesâî, Gusül, 7. 5 Müslim, Cennet, 52. 6 Nisâ, 4/119. 7 Nûr, 24/19. 8 Nûr, 24/30, 31.
11 Temmuz 2025 Cuma
نكن يقظين تجاه من يخدعون باسم الله
لنكن يقظين تجاه من يخدعون باسم الله (11.07.2025)
الدين هو مظهر من مظاهر صفة الرحمن عند الله. لم يتركنا ربنا هملاً، بل أبلغنا بالمبادئ التي ارتضاها لنا في كتبه، وأرشدنا إليها عملياً بأنبيائه. وبعد وفاة نبينا ﷺ نقل العلماء هذا الإرث للأجيال وأضاءوا طريق الإنسانية. لكن للأسف، كان الدين عبر التاريخ من أكثر القيم استغلالاً. لم يتردد أصحاب النوايا السيئة في استخدام تأثير الدين العميق لتحقيق مصالحهم الشخصية.
لقد امتلأ التاريخ بآلهة زائفة، وأنبياء كاذبين، ومنافقين محتالين يستغلون الدين. والشيطان، عدو الإنسان المبين، يحاول كذلك أن يضلّه بطرق مشابهة؛ فيأتيه من أمامه ومن خلفه وعن يمينه وعن شماله. واقترابه من اليمين يعني إلقاء الشر تحت غطاء الخير، وهذه من أخطر حيله وأشدها خبثاً. وغالباً ما يعتمد الذين يستغلون الدين على هذه الحيلة.
قبل سنوات قليلة، في ليلة 15 يوليو 2016، حاولت منظمة (فتو) القيام بانقلاب غادر في تركيا استهدف قلب الديمقراطية والبرلمان. وقد كانت وراء هذا الانقلاب عقلية منحرفة من هذا النوع.
إخوتي وأخواتي!
كيف نعرف هذه الجماعات التي تظهر كأنها من أهل الحق، لكنها في الحقيقة من أهل الباطل؟ إنهم ينسبون القداسة لقادتهم، ويدّعون أنهم يتلقون أوامر مباشرة من الله، أو أن الأحلام والإلهامات توجههم. ينشرون كرامات مزعومة ليجذبوا الناس إليهم، ويبعدون أتباعهم عن العقل والتساؤل، ويطالبون بالطاعة العمياء، ويقصون سائر المسلمين ويعتبرون من خالفهم خارج الدين.
إخوتي وأخواتي!
إن لم نتعلم من التاريخ فإنه يعيد نفسه. حتى لا نعيش نفس المآسي، فلنكن حذرين ويقظين. فلنتعلم ديننا من مصادر صحيحة. السلطة المطلقة لله وحده؛ فلا نعظم أحداً تعظيماً أعمى. الإسلام الحقيقي واضح وشفاف؛ فلنبقَ بعيدين عن التنظيمات السرية والجماعات المغلقة. لا نسلم عقولنا وإرادتنا لأحد. لا نترك لأحد فرصة لاستخدام ديننا الحسن لأهداف قبيحة. ولا ننسَ أبداً قول نبينا ﷺ:
«المسلم أخو المسلم؛ لا يَخونه، ولا يكذب عليه، ولا يخذله. كل المسلم على المسلم حرام: دمه وماله وعرضه.»
إخوتي وأخواتي!
وفي ختام خطبتي، وفي ذكرى محاولة الانقلاب الغادرة، أسأل الله تعالى مرة أخرى أن يرحم شهداءنا الذين ضحّوا بأرواحهم من أجل حماية حقوق الإنسان والديمقراطية والإرادة الوطنية، وأدعو لجرحانا بأن يرزقهم الله عمراً طيباً مباركاً مليئاً بالصحة والخير.
Let Us Be Vigilant Against Those Who Deceive in the Name of Allah
English
Let Us Be Vigilant Against Those Who Deceive in the Name of Allah (11.07.2025)
Religion is a manifestation of Allah’s attribute of mercy. Our Lord has not left us unattended. He conveyed the principles He deemed suitable through His books and showed them to us in practice through His prophets. After the death of our Prophet (pbuh), scholars — as the experts — transmitted this legacy to future generations and illuminated humanity’s path. Unfortunately, throughout history, religion has been one of the most exploited values. Evil-intentioned individuals and groups have never hesitated to use the profound influence of religion for their own interests.
History is full of false gods, lying prophets, and hypocritical, deceitful abusers of religion. Satan, the clear enemy of man, also tries to lead him astray through similar methods. He approaches from the front, from behind, from the right, and from the left. Approaching from the right means whispering evil under the guise of goodness — one of his most insidious and dangerous tactics. The tactics of those who exploit religion are usually based on this as well.
Not so long ago, on the night of July 15, 2016, the FETÖ organization attempted a treacherous coup in Türkiye targeting the heart of democracy, the Parliament. Behind this attempt also lay such a perverse mentality.
Dear Brothers and Sisters!
How can we recognize these groups, who appear to be from the side of truth but are actually children of falsehood? Such groups attribute sanctity to their leaders, claim that they receive direct commands from Allah or are guided by dreams and inspirations. They spread fabricated miracles to attract people after them, keep their followers away from reason and questioning, demand blind obedience, exclude other Muslims, and regard those who do not follow them as outside of the religion.
Dear Brothers and Sisters!
History repeats itself if we do not learn from it. To avoid experiencing similar pains again, let us be cautious and vigilant. Let us learn our religion from authentic sources. Absolute authority belongs to Allah alone; let us not glorify anyone blindly. True Islam is open and transparent; therefore, let us stay away from secret organizations and closed groups. Let us not surrender our reason and will to anyone. Let us not allow anyone to use our beautiful religion for their ugly ambitions. Let us never forget the saying of our Prophet (pbuh):
“A Muslim is the brother of another Muslim; he does not betray him, does not lie to him, and does not abandon him. The life, property, and honor of every Muslim are sacred to another Muslim.”
Dear Brothers and Sisters!
As I conclude my sermon, on the anniversary of the treacherous coup attempt, I once again ask our Lord to have mercy on all our martyrs who sacrificed their lives to protect human rights, democracy, and the national will, and I pray for a healthy, blessed, and prosperous life for our veterans.
Seien wir wachsam gegenüber denen, die mit Allah täuschen!
Almanca
Seien wir wachsam gegenüber denen, die mit Allah täuschen! (11.07.2025)
Die Religion ist eine Manifestation von Allahs Eigenschaft des Allerbarmers. Unser Herr hat uns Menschen nicht sich selbst überlassen. Er hat uns die Grundsätze, die Er für richtig hielt, durch Seine Bücher mitgeteilt und sie uns durch Seine Propheten vorgelebt. Nach dem Tod unseres Propheten (s) haben die Gelehrten als Fachleute dieses Erbe weitergegeben und den Weg der Menschheit erleuchtet. Leider war die Religion im Laufe der Geschichte eines der am meisten missbrauchten Werte. Böse Menschen und Gruppen haben nie gezögert, die tiefe Wirkung der Religion für ihre eigenen Interessen auszunutzen.
Die Geschichte ist voll von falschen Göttern, Lügenpropheten und heuchlerischen, betrügerischen Missbrauchern der Religion. Auch der offenbare Feind des Menschen, der Satan, versucht den Menschen auf ähnliche Weise vom rechten Weg abzubringen. Er nähert sich von vorne, von hinten, von rechts und von links. Wenn er von rechts kommt, bedeutet das, dass er unter dem Deckmantel des Guten das Böse einflüstert. Dies ist eine seiner heimtückischsten und gefährlichsten Taktiken. Auch die Taktiken jener, die die Religion missbrauchen, beruhen meist genau darauf.
Vor nicht allzu langer Zeit, in der Nacht vom 15. Juli 2016, versuchte die FETÖ in der Türkei einen verräterischen Putsch gegen die Demokratie und das Herz des Parlaments. Auch hinter diesem Versuch stand eine solche perverse Denkweise.
Liebe Geschwister!
Wie können wir solche Gruppen, die sich als rechtgläubig ausgeben, in Wahrheit aber Diener des Bösen sind, erkennen? Diese Gruppen schreiben ihren Führern Heiligkeit zu, behaupten, direkte Befehle von Allah zu erhalten oder durch Träume und Eingebungen gelenkt zu werden. Sie verbreiten erfundene Wundertaten, um Menschen hinter sich herzuziehen, halten ihre Anhänger vom Nachdenken und Hinterfragen ab, verlangen blinden Gehorsam, schließen andere Muslime aus und erklären alle außerhalb ihrer Gruppe für irregeleitet.
Liebe Geschwister!
Die Geschichte wiederholt sich, wenn wir nicht daraus lernen. Damit wir nicht noch einmal ähnliches Leid erfahren, lasst uns achtsam und wachsam sein. Lernen wir unsere Religion aus sicheren Quellen. Absolute Autorität gehört allein Allah; erheben wir keinen Menschen über alles und niemanden ohne Hinterfragen. Der wahre Islam ist offen und transparent; meiden wir geheime Strukturen und geschlossene Gruppen. Geben wir unseren Verstand und unseren Willen nicht aus der Hand. Geben wir niemandem die Gelegenheit, unsere schöne Religion für hässliche Zwecke zu missbrauchen. Vergessen wir nicht die Worte unseres Propheten:
„Der Muslim ist der Bruder des Muslims: Er verrät ihn nicht, er belügt ihn nicht und lässt ihn nicht im Stich. Das Leben, das Eigentum und die Ehre jedes Muslims sind für einen anderen Muslim unantastbar.“
Liebe Geschwister!
Am Ende meiner Predigt bitte ich anlässlich des Jahrestags des verräterischen Putschversuchs nochmals Allah um Barmherzigkeit für unsere Märtyrer, die ihr Leben für die Menschenrechte, die Demokratie und den Willen des Volkes geopfert haben, und wünsche unseren Veteranen ein gesundes, gesegnetes und glückliches Leben.
Allah ile Aldatanlara Karşı Uyanık Olalım
﷽
ثُمَّ لَاٰتِيَنَّهُمْ مِنْ بَيْنِ اَيْد۪يهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ وَعَنْ اَيْمَانِهِمْ وَعَنْ شَمَٓائِلِهِمْۜ وَلَا تَجِدُ اَكْثَرَهُمْ شَاكِر۪ينَ.
وَقَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّي اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
الْمُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِمِ لاَ يَخُونُهُ وَلاَ يَكْذِبُهُ وَلاَ يَخْذُلُهُ كُلُّ الْمُسْلِمِ عَلَى الْمُسْلِمِ حَرَامٌ عِرْضُهُ وَمَالُهُ وَدَمُهُ (…)
Allah ile Aldatanlara Karşı Uyanık Olalım
(11.07.2025)
Din, Yüce Allah'ın Rahman sıfatının bir tecellisidir. Rabbimiz, biz kullarını başıboş bırakmamıştır. Din olarak uygun gördüğü ilkeleri kitaplarıyla bildirmiş, peygamberleri aracılığıyla da uygulamalı olarak göstermiştir. Peygamberimizin (s.a.s.) vefatından sonra da konunun uzmanları olan alimler bu mirası gelecek nesillere aktararak insanlığın yolunu aydınlatmıştır. Ancak ne yazık ki, tarih boyunca en çok istismar edilen değerlerin başında ‘din’ gelmiştir. İnsanlık tarihi boyunca, kötü niyetli kişi ve gruplar, dinin insanlar üzerindeki derin etkisini kendi menfaatleri uğruna kullanmaktan çekinmemişlerdir.
Tarih, kendine ilahlık yakıştıran sahte tanrılarla, yalancı peygamberlerle ve ikiyüzlü, sahtekâr din istismarcılarıyla doludur. İnsanın apaçık düşmanı olan şeytan da onu doğru yoldan saptırmak için benzer yöntemlere başvurur. İnsana önden yaklaşır, arkadan yaklaşır, sağdan ve soldan sokulmaya çalışır. Şeytanın insana sağdan yaklaşması, “iyilik” görüntüsü altında kötülüğü telkin etmesi demektir. Bu, onun en sinsi ve en tehlikeli taktiklerinin başında gelir. Dini istismar eden kişi ve grupların başvurduğu taktik de genellikle budur.
Çok değil, bundan dokuz yıl önce, 15 Temmuz 2016 gecesi FETÖ tarafından Türkiye'de gerçekleştirilmek istenen ve demokrasinin kalbi TBMM’nin hedef alındığı hain darbe girişiminin arkasında da böylesi sapkın bir zihniyet bulunmaktadır.
Kardeşlerim!
Peki bizler, Hak ailesindenmiş gibi görünen fakat aslında batılın çocukları olan bu grupları nasıl tanıyabiliriz? Bu sorunun cevabını bulmak için tarih boyunca ve günümüzde gözlemlenen bazı ortak özelliklere dikkat etmek gerekir: Bu tür yapılar liderlerine “kutsallık” atfederler. Onların Allah'tan doğrudan emir aldıklarını, rüya ve ilhamlarla yönlendirildiklerini iddia ederler. Uydurma kerametler yayarak insanları kendi peşlerinden sürüklemeye çalışırlar. Müntesiplerini akıldan ve sorgulamadan uzak tutarak, kendi otoritelerini sağlamlaştırmak isterler. Kendilerine körü körüne itaat edilmesini beklerler. Kendi grubu haricindeki diğer Müslümanları dışlarlar. Kendilerini dinin sahibi görür, kendilerine uymayanları ise din dışı kabul ederler.
Kardeşlerim!
Tarih, ders alınmadığında tekrar eder. Benzer sıkıntı ve acıları yeniden yaşamamak için dikkatli ve uyanık olalım. Dinimizi sağlam kaynaklardan öğrenelim. Mutlak otorite yalnızca Yüce Allah’a aittir; hiçbir şahsı sorgusuz sualsiz gözümüzde büyütüp yüceltmeyelim. Gerçek İslâm, açıktır, şeffaftır; bu nedenle gizli yapılanmalardan ve kapalı gruplardan uzak duralım ve onlara karşı son derece dikkatli olalım. Aklımızı ve irademizi kimseye teslim etmeyelim. Güzel dinimizi çirkin emellerine alet etmek isteyenlere fırsat vermeyelim. Peygamberimizin şu hadisini de asla ve asla unutmayalım: “Müslüman, Müslüman’ın kardeşidir; ona ihanet etmez, ona yalan söylemez, onu yüzüstü bırakmaz. Her Müslüman’ın ırzı, malı ve kanı bir diğer Müslüman için dokunulmazdır.”
Kardeşlerim!
Hutbeme son verirken, hain darbe girişiminin yıldönümünde, insan hak ve özgürlüklerini korumak, demokrasi ve milli iradeye sahip çıkmak uğruna hayatını feda eden bütün şehitlerimize bir kez daha Yüce Rabbimden rahmet, gazilerimize sağlıklı, bereketli ve hayırlı ömürler niyaz ediyorum.
DİTİB Hutbe Komisyonu
[1] İsra, 17/53.
[2] Araf, 7/17.
[3] Al-i İmran, 3/189.
[4] Tirmizî, Birr, 18.Allah ile Aldatanlara Karşı Uyanık Olalım
(11.07.2025)
Din, Yüce Allah'ın Rahman sıfatının bir tecellisidir. Rabbimiz, biz kullarını başıboş bırakmamıştır. Din olarak uygun gördüğü ilkeleri kitaplarıyla bildirmiş, peygamberleri aracılığıyla da uygulamalı olarak göstermiştir. Peygamberimizin (s.a.s.) vefatından sonra da konunun uzmanları olan alimler bu mirası gelecek nesillere aktararak insanlığın yolunu aydınlatmıştır. Ancak ne yazık ki, tarih boyunca en çok istismar edilen değerlerin başında ‘din’ gelmiştir. İnsanlık tarihi boyunca, kötü niyetli kişi ve gruplar, dinin insanlar üzerindeki derin etkisini kendi menfaatleri uğruna kullanmaktan çekinmemişlerdir.
Tarih, kendine ilahlık yakıştıran sahte tanrılarla, yalancı peygamberlerle ve ikiyüzlü, sahtekâr din istismarcılarıyla doludur. İnsanın apaçık düşmanı olan şeytan da onu doğru yoldan saptırmak için benzer yöntemlere başvurur. İnsana önden yaklaşır, arkadan yaklaşır, sağdan ve soldan sokulmaya çalışır. Şeytanın insana sağdan yaklaşması, “iyilik” görüntüsü altında kötülüğü telkin etmesi demektir. Bu, onun en sinsi ve en tehlikeli taktiklerinin başında gelir. Dini istismar eden kişi ve grupların başvurduğu taktik de genellikle budur.
Çok değil, bundan dokuz yıl önce, 15 Temmuz 2016 gecesi FETÖ tarafından Türkiye'de gerçekleştirilmek istenen ve demokrasinin kalbi TBMM’nin hedef alındığı hain darbe girişiminin arkasında da böylesi sapkın bir zihniyet bulunmaktadır.
Kardeşlerim!
Peki bizler, Hak ailesindenmiş gibi görünen fakat aslında batılın çocukları olan bu grupları nasıl tanıyabiliriz? Bu sorunun cevabını bulmak için tarih boyunca ve günümüzde gözlemlenen bazı ortak özelliklere dikkat etmek gerekir: Bu tür yapılar liderlerine “kutsallık” atfederler. Onların Allah'tan doğrudan emir aldıklarını, rüya ve ilhamlarla yönlendirildiklerini iddia ederler. Uydurma kerametler yayarak insanları kendi peşlerinden sürüklemeye çalışırlar. Müntesiplerini akıldan ve sorgulamadan uzak tutarak, kendi otoritelerini sağlamlaştırmak isterler. Kendilerine körü körüne itaat edilmesini beklerler. Kendi grubu haricindeki diğer Müslümanları dışlarlar. Kendilerini dinin sahibi görür, kendilerine uymayanları ise din dışı kabul ederler.
Kardeşlerim!
Tarih, ders alınmadığında tekrar eder. Benzer sıkıntı ve acıları yeniden yaşamamak için dikkatli ve uyanık olalım. Dinimizi sağlam kaynaklardan öğrenelim. Mutlak otorite yalnızca Yüce Allah’a aittir; hiçbir şahsı sorgusuz sualsiz gözümüzde büyütüp yüceltmeyelim. Gerçek İslâm, açıktır, şeffaftır; bu nedenle gizli yapılanmalardan ve kapalı gruplardan uzak duralım ve onlara karşı son derece dikkatli olalım. Aklımızı ve irademizi kimseye teslim etmeyelim. Güzel dinimizi çirkin emellerine alet etmek isteyenlere fırsat vermeyelim. Peygamberimizin şu hadisini de asla ve asla unutmayalım: “Müslüman, Müslüman’ın kardeşidir; ona ihanet etmez, ona yalan söylemez, onu yüzüstü bırakmaz. Her Müslüman’ın ırzı, malı ve kanı bir diğer Müslüman için dokunulmazdır.”
Kardeşlerim!
Hutbeme son verirken, hain darbe girişiminin yıldönümünde, insan hak ve özgürlüklerini korumak, demokrasi ve milli iradeye sahip çıkmak uğruna hayatını feda eden bütün şehitlerimize bir kez daha Yüce Rabbimden rahmet, gazilerimize sağlıklı, bereketli ve hayırlı ömürler niyaz ediyorum.
DİTİB Hutbe Komisyonu
[1] İsra, 17/53.
[2] Araf, 7/17.
[3] Al-i İmran, 3/189.
[4] Tirmizî, Birr, 18.
23 Mayıs 2022 Pazartesi
Adet Döneminde Namaz kılmanın ve Kuran okumanın hükmü
Adet Döneminde Namaz kılmanın ve Kuran okumanın hükmü
Her kim olursa olsun.. Kadın adetli iken kuran okuyabilir derse ehli sünnet cizgisinden çıkmıştır. O kişi sapık bir ideoloji ve görüşe kaymıştır. Hele bir de namaz kılabilir diyorsa o kişiden uzak durunuz. Yanlış yoldadır.
Sitemizde bu tarz sapık görüşlere izin vermemiz mümkün değildir. Fakat gözümüzden kaçan göremediklerimiz olabilir. Bize derhal uyarınız. Hatamızı düzeltiriz.
Rabbim sapık görüşlerin taşıyıcılığı yapan virüslü insanların şerrinden bizleri korusun..
* * *
Dikkat bu başlık altında daha önce Kadınlar Adet Döneminde Namaz Kılabilir, Kuran Okuyabilir! gibi bir iddia vardı. Kaldırdık.
Din ile şaka olmaz. Bazıları psikolojik olarak ARIZA haline gelince mehdi olduguna iddia ediyor. Bazılr ben hz. isayım diyor.. İşte yine bazılarda bu arızalıklarını ehli sünnet akaidine muhalefet ederek çıkartıyor. Onlara tavsiyemiz iyi bir psikologa gidip tedavi olmalarıdır.
Aşağıdaki bazı yorumlar daha önceki kaldırdığımız yazı ile alakalı olabilir.. Bu konu ile alakalı düşüncelerinizi buradan yazabilirsiniz
islam da KADINA ARKADAN YANAŞMANIN HÜKMÜ
KADINA ARKADAN YANAŞMANIN HÜKMÜ
Kadına dübüründen yanaşmak haramdır. Dolayısıyla erkeğin kadına dübüründen yanaşması haram olup bazı imamlar bunu zina olarak değerlendirmişlerdir. Her ne kadar livata olarak isimlendirilmese de livata gibidir. Bazen kadın livatası da denilmektedir ki bununla erkeğin kadına dübüründen yaklaşması kastedilmektedir. Livata diye isimlendirildiğinde erkeğin erkeğe yanaşması anlamı kastedilir, bir başka anlamı yoktur. Bu nedenledir ki kadına dübüründen yanaşmak livata sayılmaz. Dolayısıyla kadına dübüründen yanaşmanın haram olması, zina oluşundan ya da livata oluşundan kaynaklanmamaktadır. Çünkü bu, zina olmadığı gibi livata da değildir. Ancak bu konu hakkında şer’î deliller vardır. Allahu Teâla şöyle buyurmaktadır:
"İyice temizlendikleri vakit Allah'ın size emrettiği yerden onlara varın." *
Bu ayet, kadına Allah'ın yaklaşılmasını emrettiği yerden, kadının cinsel organından yaklaşılması gerektiğini kayıt altına alan bir nasstır. Bunun anlamı şudur; Allah'ın size yaklaşmanızı emrettiği yerin dışında bir başka yerden onlara yaklaşmayın. Bu emir, nikahlanma emrindeki şu ayetler gibidir:
"...Hoşunuza giden kadınlarla evleniniz..." *
"İçinizdeki bekarları evlendiriniz." *
"...Velilerinin izniyle onlarla evlenin..." *
Bu ayetle de vurgulanan husus evliliktir. Erkeklerin kadınlara Allah'ın emrettiği yerden, cinsel organdan yaklaşmaları şer’î nassın gereğidir.
Ali b. Ebu Talha İbni Abbas'tan şunu rivayet eder:
"Allah'ın size emrettiği yerden..." * ayetinden maksat cinsel organdır. Bunun dışına çıkmayınız. Kim bunun dışına çıkarsa haddi aşmış olur." Mücahid der ki: “emrettiği yerden” ayeti cinsel organdan anlamına gelmektedir." Bu ayetin yüce Allah'ın şu ayetine atıf olduğu söylenemez: "Onun için adet halinde kadınlarınızdan ayrılın." * Çünkü ayetin tamamı şöyledir:
"Sana adet halinden soruyorlar. De ki: O, bir ezadır. Onun için adet halinde kadınlarınızdan ayrılın. Temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. İyice temizlendikleri vakit, Allah'ın size emrettiği yerden onlara varın..." *
Böyle bir ifade kullanılamaz, çünkü hayız hali, mekanla değil zamanla alakalı bir husustur. Şayet mekanla alakalı bir husus olsaydı, hayız zamanının dışında onlara yaklaşınız denilirdi. Tam tersine ayet mekana delalet edecek bir şekilde gelmiştir. Bunun, hayza çevrilmesi mümkün değildir. Zira "haysü" lafzı ancak mekana delalet ettiğinden dolayı kesinlikle hayız anlamına gelmez. Allah'ın size emrettiği yerden yani cinsel organdan yaklaşınız anlamına gelir. Nikah ve evlilik ayetleri de bunu emretmektedir. Bu anlamı, bu ayetin hemen ardından gelen ve kadının, nesil için olduğunu açıklayan ayet de teyit etmektedir. Ayet adeta şu anlama gelmektedir: Neslin geldiği yerden yaklaşınız. Nesil ise ancak cinsel organdan gelmektedir. Bu nedenle ayet şöyledir:
"Allah'ın size emrettiği yerden onlara varın. Şüphesiz ki Allah hem tevbe edenleri hem de temizlenenleri çok sever. Kadınlarınız sizin için bir tarladır. O halde tarlanıza dilediğiniz yerden varın." *
Bu ayette yer alan: "Kadınlarınız sizin için bir tarladır." ifadesi, daha önce gelen: "Allah'ın size emrettiği yerden onlara varın." ayetini açıklamaktadır. Bu ifade, Allah'ın, yaklaşılmasını emrettiği yerle, cinsel organla ilgili bir açıklamadır. Yine ayette yer alan: "tarlanızdır" ifadesi ekilecek yer anlamında kullanılan bir kinayedir. "dilediğiniz yerden" ifadesi, nasıl isterseniz demektir. kelimesi nereden isterseniz değil nasıl isterseniz anlamına gelir. Çünkü kelimesi "nasıl" anlamında kullanılmaktadır. Nadiren karşılaşılabilecek durumlar haricinde "nereden" anlamında kullanılmaz. Her iki anlamda da kullanılacağını varsaysak bile; "tarlanızdır." ifadesi burada, "nereden" anlamına değil "nasıl" anlamına ait bir karinedir. Bu karine iki yerde birden gelmektedir. "Kadınlarınız sizin için bir tarladır" ifadesi, ekin anlamına geldiği ve ekin yerinden gelinmesi hususunda yeterlidir. Ancak yaklaşma konusunu anlatırken "onlara dilediğiniz yerden varın”, ifadesi kullanılmamış, tam tersine, (ekin) kelimesi kullanılarak şöyle denilmiştir: "O halde tarlanıza dilediğiniz yerden varın." Ayette; her türlü ihtimali ortadan kaldırmak ve tekid için "kadınlara dilediğiniz yerden varın" ifadesi kullanılmamıştır. Adeta Allahu Teâla şöyle demektedir: Ekin yerinden yaklaşmak kaydıyla kadınlara dilediğiniz şekilde yaklaşmanızda size bir günah yoktur. "O halde tarlanıza varın." ifadesi cinsel organdan yaklaşma hususunda kesin bir nasstır. Diğer taraftan bu ayetin nüzul sebebini oluşturan kadınlara nasıl yaklaşılması gerektiği yönündeki soru da buna delalet etmektedir. Süfyan b. Said es-Sevri'den: Muhammed b. el-Münkedir Cabir b. Abudullah'ın şöyle dediğini haber veriyor: "Yahudiler; kim karısı ile arkası dönmüş bir halde cinsi münasebette bulunursa çocuk şaşı olur, derlerdi. Bunun üzerine; "Kadınlarınız sizin için bir tarladır. O halde tarlanıza dilediğiniz yerden varın." * ayeti nazil oldu. "Bir hadiste ibni Cüreyc, Rasulullah (sav)'in: "Fercden (cinsel organdan) olduktan sonra önden ve arkadan." dediğini rivayet eder. Bu nedenledir ki; "Allah'ın size emrettiği yerden onlara varın." ayeti, Allah'ın emrettiği yerin dışından onlara varmanın haram olduğuna delalet eder. "Kadınlarınız sizin için bir tarladır." ayeti, Allah'ın yaklaşılmasını emrettiği yeri yani cinsel organı açıklayan bir ifadedir. Bunlara ilave olarak nikah ve evlilikle ilgili ayetler de buna delalet etmektedir. Bunların tamamı kadına dübüründen yaklaşmanın haram olduğuna delalet etmektedir. Öte yandan kadınla dübüründen ilişki kurmanın haram olduğuna açıkça delalet eden birçok hadis vardır.
Huzeyme b. Sabit'ten:
Rasulullah (sav) erkeğin karısıyla dübüründen temasta bulunmasını yasakladı.” *
İbni Abbas'tan: Rasulullah (sav) şöyle dedi:
"Allah Teâla bir kadınla ya da bir ekekle dübüründen temasta bulunan kimseye (kıyamet günü) rahmet nazarıyla bakmaz.” *
Amr b. Şuayb babasından onun da dedesinden rivayet ettiğine göre Rasulullah (sav) şöyle demiştir:
"Karısına dübüründen temasta bulunan kimse küçük livata yapmış olur.” *
Ali b. Talk'dan Rasulullah (sav) şöyle dedi:
"Kadınlara dübüründen temasta bulunmayın. Şüphesiz ki Allah hakkı söylemekten (açıklamaktan) utanmaz." *
Bu hadisi ayrıca Ahmed İbni Hanbel, Ebu Muaviye'den rivayet etmekte ve şöyle demektedir: Bize Abdürrezzak anlattı, Ma'mer Süheyl b. Ebu Salih'ten, el-Haris'ten, Muhlid'den o da Ebu Hüreyre'den nakletti:
"Şüphesiz ki Allah, karısına dübüründen temas kuran kimseye (kıyamet günü rahmet) nazarıyla bakmaz.” *
Yine Ahmed'den: Bize Affan, Vüheyb, Sehl Haris b. Muhalled'den onun da Ebu Hüreyre'den rivayet ettiği bir hadiste Rasulullah (sav) şöyle dedi:
"Şüphesiz ki Allah, karısı ile dübüründen cima yapan adama (kıyamet günü) bakmaz." *
Bu hadislerin tümü kadınlara dübüründen temas etmenin haram olduğu hususunda delildirler. Dolayısıyla erkeğin karısına dübüründen temas kurması haramdır. Ancak şeriat bunun için ceza olarak belli bir ceza koymadığından dolayı bu hususta verilecek olan ceza had cezaları kapsamında değerlendirilemez. Tazir cezaları kapsamına girer. Bu nedenle imam ya da hakimin bu fiili işleyen kimseye caydırıcı ve acıtıcı bir ceza vermesi gerekir. Çünkü ceza her ne kadar tazir cezası olsa da caydırıcı ve acı verici olması lazımdır. Evla olan bu hususun hakimin takdirine bırakılmasıdır.
Abdurrahman Malıkı
İslam Hukukunda Ceza
19 Eylül 2021 Pazar
Die Umra - 17. September 2021 | 10. Safer 1443
Die Umra - 17. September 2021 | 10. Safer 1443
Verehrte Muslime,
in meiner heutigen Hutbe möchte ich einige Bemerkungen zur Umra machen, die von islamischen Gelehrten auch hadsch asghar, “kleiner Hadsch” genannt wird.
Allâh Teâlâ (c.c.) spricht in einer Âyet-i Dschelile: “Vollzieht den Hadsch und die Umra, um Allâhs willen.” (Bakara, 2:196).
Rasûlullâh (s.a.w.), unser über alles geliebter Gesandter, spricht dazu: “Die Umra ist die Sühne für die Sünden, die bis zur nächsten Umra begangen werden. Der Lohn für einen von Allah angenommenen Hadsch, ist nichts anderes als die Dschennet.“ (Tirmizi , Hac, 90)
Die Umra gilt im hanefîtischen und mâlikîtischen Mezheb, also Rechtsschule als eine sunna muakkada, als eine starke Sunna, während sie bei den Schâfiîten und Hanbalîten wadschib, das heißt obligatorisch ist. Umra bedeutet wörtlich “besuchen”. In der islamischen Terminologie bezeichnet die Umra eine ibâdet, eine Form der Anbetung, bei der sich der Pilger bereits vor Eintritt in den Haram asch-Scharif (also Mekka), seine Ihram-Bekleidung in den sogenannten Miqat-Grenzen anlegt und erst danach die Ka’be-i Muazzama besucht, um den Tawâf, also die vorgeschriebene Umrundung der Ka’be zu machen, den Sa’y, den rituellen Lauf zwischen den Hügeln von Safâ und Marwa zu vollziehen, um sich zuletzt die Haare schneiden zu lassen und die Ihrâm-Bekleidung wieder abzulegen.
Die Regeln der Umra sind im Vergleich zum Hadsch weniger und leichter. Die Umra ist zeitlich nicht festgelegt und kann zu jeder Jahreszeit vollzogen werden. Die Umra kann man für sich selbst machen, aber auch für seine altersschwachen oder bereits verstorbenen Eltern.
Liebe Muslime,
Es ist die Sehnsucht und brennender Wunsch eines jeden Muslims, das “Haus Allâhs” zu umrunden, sich in die fließende Menschenmenge zu mischen, den Höhepunkt der Anbetung zu genießen, die Orte zu sehen, an denen Rasûlullâh (s.a.w) und seine Ashab-ı Kiram lebten und die unvergleichliche Atmosphäre zu erleben.
Der “Verband der Islamischen Kulturzentren”, unser Dachverband, hat seit seiner Gründung mit seinen religiösen, sozialen und kulturellen Diensten das Vertrauen der Muslime gewonnen.
Wir als Moscheegemeinde sehen es als unsere Aufgabe an, den Muslimen die Umra-Reise zu ermöglichen, die eine der wichtigsten, segensvollsten und spannendsten Reisen unseres Lebens ist. Unser Dachverband ist Garant dafür, dass die Umra im Lichte des Kur’ân-ı Kerîm und der Sunna Rasulullahs durchgeführt wird.
Wir möchten ihnen mit großer Freude mitteilen, das der von uns wie eine Ewigkeit ersehnte Besuch des Hauses Allahs und somit die Umra wieder im kommenden Oktober beginnt.
Wir laden Sie ein, an unseren bis ins Detail ausgeklügelten Umra-Programmen in Begleitung erfahrener, talentierter und kompotenter Mitarbeiter ruhigen Gewissens und unter Komfort teilzunehmen. Für weitere Informationen und von dieser gesegneten Reise zu porfitieren wenden Sie sich bitte an unsere Moscheen.
Mit diesen Gefühlen und Gedanken erbitte ich von Allâh Teâlâ für unsere Brüder und Schwestern, die sich mit der Absicht tragen, die Umra zu vollziehen, dass Allâh ihre makâm, ihre Ränge erhöhen und ihre Fehler und Sünden vergeben möge. Meine Hutbe möchte ich mit zwei Hadîs-i Scherîfs von Rasûlullâh (s.a.w.) beschließen:
“Wer mich nach meinem Tode besucht, so ist es, als hätte er mich zu meinen Lebzeiten besucht.” (Et-Tac, 2.190, Mecmaü'z; Zevaid, 3.666 Hadis Nr. 5843)
“Wer mein Grab besucht, für den wird meine Schafa’at, meine Fürsprache zur Pflicht.” (Darekutni 2695, Beyhakî: Şuab 3862)
Freitagspredigt(PDF) :Unsere Verantwortung gegenüber verwaisten und einsamen Kindern
Unsere Verantwortung gegenüber verwaisten und einsamen Kindern
(17.09.2021)
Verehrte Gläubige!
In dem am Anfang meiner Predigt rezitierten Vers sagt der erhabene Allah folgendes: „Und wir machten die einen von euch zur Prüfung der anderen. Wollt ihr standhaft aushalten? Dein Herr ist sehend.“1
Meine Geschwister!
Unser Leben beginnt mit der Geburt und endet mit dem Tod. Der erhabene Allah unterzieht seine Diener während ihrer Lebensreise unterschiedlichsten Prüfungen. Kinder zu bekommen kann eine Prüfung sein. Auch kann es eine Prüfung sein, die Mutter und den Vater zu verlieren. Ein glückliches Leben zusammen mit Familie und Verwandten zu führen, kann eine Prüfung sein. Auch kann es eine Prüfung sein, Angehörige zu verlieren und auf den Schutz von Anderen angewiesen zu sein. Aufgrund verschiedener Gründe ohne Mutter und ohne Vater verbliebene und verwaiste Kinder können ein Anlass der Prüfung für uns als Individuen und als Gesellschaft sein. Die Hauptakteure einer solchen harten Prüfung waren ohne Zweifel wiederum Propheten.
Nachdem die Mutter von Moses (s) ihn nach der Geburt dem Fluss anvertraute um ihn der Ermordung des Pharaos zu entziehen, war er als kleines Baby einsam. Als Joseph (s) im jungen Alter seitens seiner Geschwister in den Brunnen geworfen wurde, war ein mutterseelenallein. Noch bevor er geboren wurde, verlor Muhammed (s) seinen Vater und bereits mit sechs Jahren seine Mutter. Er war im jungen Kindesalter sowohl mütterlicherseits als auch väterlicherseits verwaist. Einerseits sind diese Beispiele eine Ehre für verwaiste und vereinsamte Kinder. Andererseits erinnern uns diese Beispiele, dass diese uns von Allah anvertraut sind. Dieses stellt eine unveränderliche Prüfung der Menschheit und eine göttliche Weisheit des erhabenen Allahs dar. Jedes Waisenkind und jedes einsame Kind sollte wie ein kleiner Moses, ein kleiner Joseph und ein kleiner Muhammed (s) angesehen werden. Sich ihrer anzunehmen, sollte man sich daher bewusst sein, dass es eine solch ehrenhafte und tugendhafte Handlung ist, wie einen Propheten zu schützen.
Geehrte Geschwister!
Unsere erhabene Religion, der Islam, gebietet uns, Waisen zu schützen und sich ihrer fürsorglich anzunehmen. Der Islam empfiehlt, sich gegenüber ihnen sensibel, fürsorglich und barmherzig zu verhalten. Schließlich sind Waisen unschuldige Diener Allahs, die uns der erhabene Allah allen anvertraut hat. Es ist eine große Sünde, Waisen zu vernachlässigen oder sie der Einsamkeit und Sorglosigkeit zu überlassen. Es ist eine große Sünde, die Rechte von Waisen nicht zu beachten und ihr Vermögen anzutasten. Schließlich ermahnt uns der erhabene Allah im edlen Koran in der Person unseres Propheten wie folgt: “Sodann, was die Waise betrifft, unterdrücke sie nicht, und was den Bettler betrifft, verstoß ihn nicht, und was deines Herrn Gaben betrifft, erwähne sie dankend.”2
Ehrenwerte Muslime!
Ich möchte ihnen nun ein Beispiel vom Gesandten Allahs geben. Schließlich fühlte er die Bitterkeit der Einsamkeit bis zu seinem Knochenmark. Der Krieg von Uhud war zu Ende. Die Muslime waren nach Medina zurückgekehrt. Ein kleines Kind näherte sich unserem Propheten und fragte ihn: “Was ist meinem Vater passiert?” Aus den Lippen des Propheten tröpfelten die folgenden Worte: “Dein Vater ist gefallen und ein Märtyrer geworden. Allah möge barmherzig gegenüber ihm sein.” Daraufhin fing das Kind an, zu weinen. Der Gesandte der Barmherzigkeit war sehr berührt. Er drückte das Kind ans Herz und tröstete ihn wie folgt: “Weine nicht.” Sodann fragte er ihn: “Möchtest du, dass ich dein Vater und Aischa deine Mutter wird?” Ein Lächeln zog sich über das Gesicht des Kindes. Mit Freude sagte das Kind: “Ja! Das wünsche ich mir sehr.” Der Gesandte Allahs umarmte das Anvertraute Kind des Märtyrers. Der Prophet ließ ihn seine Einsamkeit und Weisheit vergessen.3
Lassen sie uns folglich vereinsamte und verwaiste, ungerecht behandelte und benachteiligte Kinder umarmen. Lassen sie uns ihrer annehmen, so wie es unser geliebter Prophet dies auch gemacht hat. Lassen sie uns ihnen materiell und geistig beistehen um sie auf die Zukunft vorzubereiten. Lassen sie uns folgendes nicht vergessen: Das größte Glück im Diesseits und unsere größte Belohnung im Jenseits wird sein, den Kopf eines Waisen zu streicheln, sowie die Freude im Gesicht und das Licht in den Augen eines Waisen zu vermehren. Ich möchte meine Predigt mit der folgenden Freudenbotschaft unseres Propheten beenden: “Ich und diejenige Person, die sich eines Waisen annimmt und schützt, werden im Paradies so (und zeigte dabei seine Zeige- und Mittelfinger in zusammengeführter Form) nebeneinander sein.”4
Die Predigtkommission
1 Koran, al-Furqan, 25/20.
2 Koran, ad-Duha, 93/9-11.
3 Ibn Hacer al-Asqallani, Isaba, I, 302.
4 al-Bukhari, Talaq, 25.
2021-09-17
Alle Rechte vorbehalten. Kein Teil des Werkes darf in irgendeiner Form ohne schriftliche Genehmigung der DITIB reproduziert, vervielfältigt oder verarbeitet werden.
Etiketler:
almanca,
almanca hutbe,
almanya hutbe,
hutbe auf deutch,
hutbeler
Hutbe: Kimsesiz Çocuklara Karşı Sorumluluklarımız (17.09.2021)
Kimsesiz Çocuklara Karşı Sorumluluklarımız
(17.09.2021)
Değerli Mü’minler!
Yüce Rabbimiz, hutbemin başında okumuş olduğum ayet-i kerimede şöyle buyurmaktadır. “... Biz kiminizi kiminiz için imtihan vesilesi yaptık ki bakalım sabredecek misiniz! Rabbin her şeyi görüp gözetlemektedir”.[1]
Kardeşlerim!
Doğumla başlayıp ölümle sona erecek olan hayat yolculuğunda Yüce Allah kullarını türlü türlü imtihana tâbi tutmaktadır. Evlat sahibi olmak bir imtihan olduğu gibi anasız veya babasız kalmak da bir imtihandır. İnsanın ailesi ve akrabalarıyla birlikte mutlu bir hayat sürmesi bir imtihan olduğu gibi kimsesiz kalıp başkalarının himayesine muhtaç olması da bir imtihandır. Bunun gibi, toplumumuzda çeşitli sebeplerle anasız babasız kalmış kimsesiz ve yetim çocuklar da bizler ve toplum için bir imtihan vesilesidir. Kuşkusuz, bu çetin imtihanın baş aktörleri yine peygamberler olmuştur.
Annesi tarafından dünyaya getirilip, Firavun tarafından öldürülmesin diye, küçücük bir bebek iken nehre bırakıldığında Hz. Musa, kimsesizdi. Hz. Yusuf küçük yaştayken kardeşleri tarafından kuyuya atıldığında, yapayalnızdı. Daha doğmadan babasını, altı yaşında da annesini kaybeden Hz. Muhammed, çocuk yaşta hem yetim hem öksüz kalmıştı. Bu örnekler bir yönüyle yetim ve kimsesiz çocuklar için bir şeref vesilesi, diğer yönüyle de onların bizlere Allah tarafından emanet edildiğini hatırlatan insanlığın değişmeyen imtihanı ve Yüce Allah’ın hikmet-iilahisidir.Her yetim ve kimsesiz çocuk bir küçük Musa, bir küçük Yusuf ve bir küçük Muhammed (a.s.) gibi görülmelidir. Onlarla ilgilenmenin de, bir peygamberi himaye etmekkadar şerefli ve faziletli bir davranış olduğu bilinmelidir.
Aziz Kardeşlerim!
Yüce dinimiz İslam, yetimleri himaye etmeyi, koruyup gözetmeyi emreder. Onlara karşı duyarlı davranmayı, şefkat ve merhametle yaklaşmayı öğütler. Zira yetimler, Cenâb-ı Hakk’ın hepimize emanet ettiği masum kullarıdır. Yetimleri ihmal etmek, onları yalnız ve ilgisiz bırakmak büyük bir vebaldir. Yetimlerin haklarını çiğnemek, mallarına el uzatmak ağır bir günahtır. Nitekim Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de Peygamberimizin şahsında bizi şöyle uyarır: “Öyleyse sakın yetimi ezme! El açıp isteyeni de sakın azarlama. Ve Rabbinin nimetini, minnet ve şükranla an.”[2]
Muhterem Müslümanlar!
Şimdi sizlere, kimsesizliğin acısını iliklerine kadar hissetmiş olan Allah Rasûlü’nden bir örnek vermek istiyorum. Uhud savaşı sona ermiş, Müslümanlar Medine’ye dönmüştü. Küçük bir çocuk Peygamberimize yaklaşarak “Babama ne oldu?” diye sordu. Allah Resûlü’nün ağzından “Baban şehit oldu, Allah ona rahmet etsin” sözleri dökülüverdi. Bunun üzerine çocuk ağlamaya başladı. Rahmet Elçisi (s.a.s.) bu duruma dayanamadı, çocuğu bağrına basıp “Ağlama” diye teselli etti. Sonra da “Ben senin baban olayım, Âişe de senin annen olsun istemez misin? buyurdu. Çocuğun yüzünde güller açmıştı. Sevinçle “Evet! Çok isterim” dedi. Allah Resûlü (s.a.s), şehidin emanetini kucaklamış, ona yalnızlığını ve yetim olduğunu unutturmuştu.[3]
Öyleyse, bizler de Sevgili Peygamberimizin yaptığı gibi, yetim kalmış, kimsesiz, mazlum ve mağdur çocuklara kucak açalım. Onları geleceğe hazırlamak için maddi ve manevi olarak yanlarında olalım. Unutmayalım ki, bir yetimin başını okşamak, yüzlerindeki sevinci, gözlerindeki pırıltıyı arttırmak dünyadaki en büyük mutluluğumuz, ahiretteki en büyük mükâfatımız olacaktır. Hutbemi, Peygamber Efendimizin şu müjdesiyle bitirmek istiyorum: “Ben ve yetime kol kanat geren kimse, (işaret ve orta parmağını bir araya getirerek) cennette böyle yan yana olacağız.”[4]
DİTİB Hutbe Komisyonu
[1] Furkan, 25/20.
[2] Duhâ, 93/9-11.
[3] İbn Hacer el-Askallani, İsâbe, I, 302.
[4] Buhârî, Talâk, 25.
Etiketler:
almanca hutbe,
almanya diyanet,
almanya hutbe,
ditib,
hutbeler
Hutbe:17.09.2021 Ticaret Hayatında Helal Haram Bilinci
Muhterem Müslümanlar!
Allah Resûlü (s.a.s)’in âdetiydi. Medine pazarına gider, oradaki insanlarla hasbihal eder ve pazarın durumunu kontrol ederdi. Yine böyle bir gün pazar yerinde dolaşırken bir buğday satıcısına rastladı. Buğday yığınını eliyle yokladı. Üstü kuru olan buğdayın altı ıslaktı. Sebebi sorulduğunda satıcı, buğdayların yağmurdan ıslandığını söyledi. Bunun üzerine Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) satıcıyı şöyle uyardı: “Öyleyse insanların görmeleri için ıslak olan kısmı üste koyman gerekmez miydi? Bizi aldatan, bizden değildir!”
Hutbenin Tamami icin: https://dinhizmetleri.diyanet.gov.tr/Documents/Ticaret%20Hayat%C4%B1nda%20Helal%20Haram%20Bilinci.pdf
Etiketler:
ali erbas kimdir,
baskan,
ditib,
diyanet,
diyanet baskani,
istanbul müftülügü,
müftülkük
17 Temmuz 2021 Cumartesi
Kurban nasil kesilir
Kurban nasıl kesilir?
Sual: Kurban keserken dikkat edilecek hususlar nelerdir?
CEVAP
Maddeler halinde bildirelim:
1- Önce diz boyu çukur kazılır. Kurbanın gözleri tülbentle bağlanır. Kıbleye dönük olarak sol yanı üzerine yatırılır. Boğa, tosun gibi büyük baş hayvanların kolay kesilebilmesi için çengele asılması caizdir. Boğazı çukurun kenarına getirilir. İki ön ve bir arka ayakları, uçlarından bir araya bağlanır. Üç kere bayram tekbiri okunur. Sonra, bismillahi Allahü ekber diyerek, deveden başka hayvanın, boğazından kesilir. Bismillahi derken, h’yi belli etmek gerekir. Belli edince, Allahü teâlânın ismi olduğunu düşünmek lazım olmaz. h’yi açıkça belli etmezse, Allahü teâlânın ismini söylediğini düşünmek gerekir. Bunu da düşünmezse hayvan leş olur, yenmez. Bismillahirrahmanirrahim demek de caizdir. Fakat evlâ olanı, (Bismillahi Allahü ekber) demektir.
2- Besmele çekilince, hemen kesmek şarttır. Besmele çektikten sonra bıçağı bilerse, Besmeleyi tekrar etmesi gerekir. Besmele çektikten sonra, hayvan yerinden kalkarsa, yatırdığı zaman tekrar Besmele çekmesi gerekir; fakat bir kelime söylemek, bir lokma yemek ve bir yudum su içmek gibi az bir ara vermenin zararı yoktur. Besmele çektikten sonra, elindeki bıçağı bırakıp, başka bir bıçak alsa, Besmeleyi tekrar çekmesi gerekmez.
3- Bir hayvan için Besmele çekildikten sonra, onu bırakıp başka bir hayvan kesilecek olsa, Besmeleyi tekrar çekmek gerekir.
4- Arka arkaya birkaç hayvanı boğazlayacak kişinin, hepsi için ayrı ayrı Besmele çekmesi gerekir; fakat hayvanları, üst üste yatırıp kesecek olsa, bir Besmele kâfidir. Bir hayvanı iki kişi kesse, ikisinin de Besmele çekmesi gerekir.
5- Besmele unutulursa zararı olmaz. Kasten Besmelesiz kesmek haramdır.
6- Hayvanın boğazında yemek, nefes borusu ve iki yanda birer kan damarı vardır. Bu dört damardan üçü bir anda kesilmelidir.
7- Şafii’de, yemek borusuyla nefes borusu kesilirse kâfidir. Ancak gırtlak düğümü baş tarafında kalmalıdır. Gırtlak düğümünün tamamı vücut tarafında kalırsa, kesilen hayvan yenmez.
8- Kurban kesenin, kıbleye karşı dönmesi sünnettir.
9- Erkek ve kadın Müslümanın, cünübün, delinin, bunağın, çocuğun ve sarhoşun Besmeleyle kestiği hayvan yenir. Ehl-i kitabın [Hristiyan veya Yahudi'nin] kestiği de yenir. Fakat ehl-i kitaba kurban kestirmek mekruhtur. Dilsiz ve sünnetsizin, hayvan kesmesi mekruhtur.
10- Solak bir kimsenin, sol eliyle kurban kesmesinde mahzur yoktur. Temiz işleri yaparken, sağdan başlamak sünnet-i zevaiddir, yani müstehabdır. Bir özürle soldan başlamak mekruh olmaz. Yani sol elle kesilen hayvan ve kurban yenir.
11- Bir ihtiyaç varsa, kurbanı bayıltıp kesmek caizdir. Başını bir kerede koparıp kesilen de yenir; fakat öyle kesmek günah olur. Hayvanı ensesinden kesmek haramdır; ama eti yenir.
12- Kurban hayvanını yüzmek için, şişirmek caizdir.
Sual: Büyük hayvanı kurban ederken arka ayağından traktör veya vinç vasıtası ile asarak kesmek hayvana eziyet vermek sayılır mı?
CEVAP
Böylesi daha uygundur.
Sual: Almanya’da kurbanları müslüman kesiyor, gayrı müslim yüzüyor. Böyle yüzülmüş kurban etini yemek caiz midir?
CEVAP
Yenmesinde mahzur yoktur. İmam-ı Rabbani hazretleri, gayrı müslim, bir şeye elini sürünce, o şeyin pislenmeyeceğini bildiriyor. Kitab ehli olan gayrı müslimlerin, Besmele ile kestiklerini yemenin de caiz olduğunu açıklıyor. Fakat zaruretsiz yememek iyi olur.
Sual: Hayvanı boğazlarken, Meri, Hulkum ve Evdac damarlarını kestikten sonra, hayvanın canı çıkmadan bir başkası besmelesiz olarak kafasını keserse, bu şekildeki kesim caiz mi?
CEVAP
Öyle yapmak uygun değil, besmele ile de olsa uygun olmaz. Fakat eti yenir.
Sual: Kurban kesene ücret olarak kurbanın eti ve derisi verilir mi?
CEVAP
Kurban kesene ücret olarak kurbanın eti ve derisi verilmez. Derisini, evde dağarcık, mest, sofra, seccade gibi şeyler yapıp kendisi de kullanır. Derisi, eti satılırsa, parası fakire sadaka verilir.
Sual: Abdestsiz kurban kesmek caiz midir?
CEVAP
Sahih olur. Hatta mecbur kalınsa, cünüp kesilse de sahih olur. (Fetava-i Hindiyye)
Hayvanı şişirmek
Sual: Kurban hayvanını yüzmek için, şişirmek caiz midir?
CEVAP
Caizdir.
Hayvan keserken Besmele
Sual: Hayvan keserken (Bismillahirrahmanirrahim) denmez mi? Denirse hayvan yenmez mi?
CEVAP
Besmele, Bismillahirrahmanirrahim söylenince de, kesilen hayvan yenir. Evla, yani daha iyi olanı (Bismillahi Allahü ekber) demektir. (İbni Abidin)
Kurbanlık hayvanı keserken
Sual: Kurbanlık hayvan kesilirken nelere dikkat etmelidir, dinimizin bu husustaki emir ve tavsiyeleri nelerdir?
Cevap: Kurbanlık hayvanı kesilecek yere sürükleyerek çekmek, bıçakları hayvanı yatırdıktan sonra bilemek ve birini ötekinin gözü önünde kesmek mekruhtur. Eğer mümkünse önce diz boyu çukur kazılır. Kurbanın gözleri tülbentle bağlanır. Kıbleye dönük olarak sol yanı üzerine yatırılır. Boğazı çukurun kenarına getirilir. İki ön ve bir arka ayakları, uçlarından bir araya bağlanır. Üç kere bayram tekbiri okunur. Sonra, Bismillahi Allahü ekber diyerek, deveden başka hayvanın boğazının herhangi bir yerinden kesilir. Bismillahi derken, ‘h’ harfini belli etmek lazımdır. Belli edince Allahü teâlânın ismi olduğunu düşünmek lazım olmaz. Belli edilmezse, Allahü teâlânın ismini söylediğini düşünmek lazımdır. Bunu da düşünmezse, hayvan leş olur, yemesi helal olmaz. Bunun için, her zaman Allah teâlâ değil, Allahü teâlâ demeye alışmalıdır.
Hayvanın boğazında Meri denilen yemek borusu, Hulkum denilen hava borusu ve Evdac denilen iki yanda birer kan damarı vardır. Bu dört borudan üçü bir anda kesilmelidir. Kesenin de kıbleye karşı dönmesi sünnettir.
Hayvan soğumaya başlamadan, yani çırpınması durmadan ensesini de kesmek mekruhtur. Yalnız ensesinden kesmek ise haramdır. Hayvan tamamen ölüp çırpınması durmadan, kafasını koparmak ve derisini yüzmeye başlamak da mekruhtur.
Kesmesini bilenin kendi kesmesi müstehabdır. Kadının kesmesi de caizdir. Bilmeyenin, vekiline kestirmesi ve kesilirken yanında bulunup, En'âm sûresinin yüzaltmışikinci “İnne salâtî” âyetini “lâ şerîke leh” kadar okuması müstehabdır.
BAYRAM NAMAZI FARZ MIDIR, VACİP MİDİR?
BAYRAM NAMAZI FARZ MIDIR, VACİP MİDİR?
Bayram namazları, müslümanlar arasindaki birlik ve beraberligin güzel bir göstergesi olarak bayramların birinci günü, kuşluk vaktinde kılınır. Bayram namazı farz değil vaciptir. İki rekat olarak cemaatle kılınır.
Vacip oluşunun ve kılınmasının şartları, aynen Cuma namazının şartları gibidir. Ezan okunmaz, kamet yapılmaz.
Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı olmak üzere yılda iki kez bayram namazı kılınır. Ramazan ve Kurban bayramının birinci günü kılınır.
Cuma namazı farz olan kimselere, bayram namazı kılmak vaciptir. Bayram hutbesi cuma hutbesi gibi farz değil sünnettir ve namazdan sonra okunur.
Ramazan bayramında namazdan önce, tatlı (hurma veya şeker) yemek, gusül etmek, misvak kullanmak, en iyi elbiseleri giymek, fıtrayı namazdan önce vermek, yolda yavaşça tekbir okumak müstehaptır.
Kurban bayramında namazdan önce, bir şey yememek, namazdan sonra önce kurban eti yemek, namaza giderken yüksek sesle, özrü olan yavaşça tekbir getirmek müstehaptır.
Kurban Bayramının arefe günü, sabah namazından, bayramın dördüncü gününün ikindi namazına kadar, erkek, kadın herkesin, cemaat ile kılsın, yalnız kılsın, farz namazından sonra selam verir vermez, bir kere "Teşrik tekbir"ini okuması vaciptir.
KADINLAR BAYRAM NAMAZI ILE SORUMLU MUDUR?
İslam âlimlerinin ittifakına göre kadınlar, cuma ve bayram namazlarıyla yükümlü değildirler (Semerkandî, Tuhfe, II, 161, 166; Halîl, Muhtasar, 45, 47; İbn Rüşd, Bidâye, I, 157; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, I, 462). Bununla birlikte Hz. Peygamber (s.a.s.), kadınları bayram namazına katılmaya teşvik etmiştir (Buhârî, Îdeyn, 15, 21; Hac, 81; Müslim, Salâtü’l-îdeyn, 1-3, 10-12). Bu itibarla kadınlar, şartların elverişli olması halinde cuma ve bayram namazlarına katılabilirler.
Bayram Namaz nasil Kilinir
Bayram namazı kaç rekat? Bayram namazı nasıl kılınır? Diyanet 2021 Bayram namazı kılınışı
Bayram namazı için tüm Müslümanlar heyecanlı bekleyişe geçti. Kurban Bayramı'nın ilk günü sabahında camilerde bayram namazı kılınacak. Bayram namazı nasıl kılınır, kaç rekattır? sorusu ise vatandaşlar tarafından araştırılıyor. İşte Diyanet İşleri'ne göre bayram namazı kılınışı...
Bayram namazı için hazırlıklar başladı. 20 Temmuz Salı günü Kurban Bayramı'nın ilk günü ve İslam alemi, Ramazan Bayramı'nda olduğu gibi bu bayram sabahında da camileri doldurarak bayram namazını kılacak, ardından da kurban ibadetini yerine getirecek. Peki Bayram namazı nasıl kılınır, kaç rekattır? İşte bayram namazının kılınışı...
BAYRAM NAMAZI NASIL KILINIR? KAÇ REKATTIR?
Bayram namazı 2 rekattır. Ramazan ve Kurban Bayramı'nın ilk günü kılınır. Namazdan sonra bayram hutbesi okunur. Bayram namazları cemaatle birlikte camilerde kılınır.
İlk olarak "Niyet ettim Allah rızası için Kurban Bayramı namazını kılmaya, uydum imama" denilerek Bayram namazına niyet edilir.
İmamla birlikte tekbir alınır ve bu birinci tekbirdir. Bu tekbirle birlikte namaza durulur. Sübhaneke duası okunur ve sübhaneke duasının ardından imamla birlikte 3 defa bayram tekbiri alınır.
Birinci tekbirde eller kaldırılır, tekbir alınır ve eller yana salınır. İkinci kez tekbir alınır ve eller yana salınır. Üçüncü tekbirde de eller kaldırılır, tekbir alınır ve eller bağlanır.
İmam, sessizce "Euzü Besmele"yi okur ve açıktan sesli olarak Fatihe suresini ve bir sureyi daha okur. Cemaat ise bir şey okumadan dinler. Okuyuş bittikten sonra tekbir alınır ve rükûya gidilir.
Bu tekbir, ilk rekatta alınan tekbirlerin beşincisidir. Rükû ve secdeden sonra ikinci rekata kalkılır.
İkinci rekatta imam, yine Fatiha suresini ve bir sureyi daha açıktan sesli olarak okur, cemaat okumaz. Sonra imamla ikinci rekatın bayram tekbirleri alınır.
Birinci tekbirde eller kaldırılır, yana salınır. İkinci tekbirde eller kaldırılır, yana salınır. Üçüncü tekbirde eller kaldırılır, yana salınır. Dördüncü tekbirde eller kaldırılmaz ve rükûya gidilir. Rükû ve secdeden sonra oturulur. Oturuşta "Ettehiyyatü, Salli, Barik ve Rabbena" duaları okunur. Sonrasında da imamla birlikte selam verilir.
Selamın ardından imam, bayram hutbesini okumak üzere minbere çıkar. Tesbih ve dualardan sonra bayram namazı tamamlanmış olur.
21 Mayıs 2020 Perşembe
17 Mayıs 2020 Pazar
1 GÜNDE 1* *KURAN-I KERİM HATMİ*
*1 GÜNDE 1*
*KURAN-I KERİM HATMİ*
*Pazar, 17.05.2020*
Hafızlarımızın sabah başlayıp akşama kadar bitirecekleri Kuran-ı Kerim hatminden sizlerde istifade ediniz.
*SELİMİYE HAFIZLIK KURSU SETTERİCH ALMANYA*
İnternet sayfamızdan takip edebilirsiniz:
https://www.tibvs.de/live
Katılmak isteyenler (yarin saat 8 de; Almanya göre 9)linke girip katılabilirler.
Şifre yok linke tıklamaniz yeterli .
Almanyada bir günde 1 kuran hatmi
Canlı yayın hatim
Canlı mukabele dinle
Mukabele dinle
Internetten mukabele
Mukabe izle
Sohbet dinle
Almanyada mukabele
Almanyada bir günde kuran hatmi
Setterich hafızlık kursu
Almanya hafızlık kursu
Selimiye hafızlık
Almanyada bir günde 1 kuran hatmi
Canlı yayın hatim
Canlı mukabele dinle
Mukabele dinle
Internetten mukabele
Mukabe izle
Sohbet dinle
Almanyada mukabele
Almanyada bir günde kuran hatmi
Setterich hafızlık kursu
Almanya hafızlık kursu
Selimiye hafızlık
3 Mayıs 2020 Pazar
Bayram Tatlisi nasil olur
Bayram gelenekleri birçokları için klişe kıvamında değerlendirilse de artık, hiçbir zaman öyle olmamalı. Bundan 10 sene sonraya hatıra bıraktığımız şeyler, sevdiklerimizle birlikte aynı sofraya oturup afiyetle sohbet ettiğimiz anların toplamıdır. O yüzden bayram tatlıları önemlidir, bayram tatlıları mühimdir. Kısacası bayrama özel tatlı tarifleri olmadan tüm bayramlar biraz yarımdır.
Biz aşağıya baklava da ekledik ama her sene baklava yapmak istemeyebilirsiniz sonuçta. Bayram tatlıları tarifleri bu kadar fazlayken misafirlerinize küçük sürprizler de yapmak isteyebilirsiniz. Deriz ya hep, değişiklik iyidir çoğu zaman. Bünyeyi, ruhu, karakteri ve damağı zinde tutar. Sıradanlığın o bunaltıcı sıcaklığından kurtarır insanı. Bu bayramda bile olsa böyle.
Hazırsanız seçin tarifinizi bir koşu mutfağa gidelim. Bayram tatlısız olmaz.
İyi bayramlar!
"Ben yapılışlarını izlemek istiyorum" diyenlere özel video bonusuyla başlayalım: Bayramda en az birini yapmanız gereken 8 tatlı tarifi
Etiketler:
bayram tatlisi,
bayramda ne yenir,
bayramda tatli,
rejim yemegi,
seker bayrami
23 Nisan 2020 Perşembe
Canli mukabele dinle
Edirne'deki Selimiye Camisi'nde,
İslam dininde önemli yer tutan 14 asırlık mukabele geleneği, ramazan ayı boyunca sosyal medyadan canlı yayınla sürdürülecek.
"Toplu yerlerde yüksek sesle hatim okunurken bilenlerin gözleriyle Kur'an-ı Kerim'i takip etmesi, bilmeyenlerin dinlemesi" anlamına gelen mukabele, İl Müftülüğünün sosyal medya hesabından her gün yayınlanacak.
Edirne Müftüsü Emrullah Üzüm, Müftülük'te gazetecilere yaptığı açıklamada, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle bu yıl ramazan ayının hüzünlü bir zamana denk geldiğini söyledi.
Bu zor günlerin birlik ve beraberlik içerisinde tedbirlere uyularak geçirileceğini belirten Üzüm, şöyle devam etti:
"Bayram sevinç günüdür. Ümit ediyoruz ki Ramazan-ı Şerif Bayramı'nda bu hüznümüz önemli oranda gider. Cenab-ı Hakk'ın yardımı ve inayetiyle yeniden insanlarımız sağlıklı bir dünyaya kavuşurlar. Ramazan-ı şerif ayı rahmet, bereket ve mağfiret ayıdır. Perşembe günü sahur ve cuma günü akşam ilk iftarla başlayacak. İnşallah rahmete, berekete ve mağfirete vesile olacak."
Teravih namazları evde kılınacak
Ramazanda teravihlerde salgın nedeniyle camilere gidilmeyeceğini ifade eden Üzüm, "Evlerimizi mescit yaparak, bireysel olarak, aile olarak dualarımızı bu zor zamanlarda yapacağız. Kur'an-ı Kerim okuyarak, hatmederek Efendimizin itikaf sünnetini de evlerimize taşıyarak inşallah bereketli, feyizli ve müstefit olacağımız, Cenab-ı Hakk'ın rahmetine vesile olacak dualarımızla inşallah ramazan-ı şerif ayını geçireceğiz." diye konuştu.
Üzüm, sağlığı yerinde olanların oruçlarını tutacaklarını dile getirdi.
Ramazanın, bağışıklık sistemini güçlendiren bir ibadeti barındırdığını vurgulayan Üzüm, "Sağlıklı kardeşlerimizin oruçlarını tutmaları bu hastalığa karşı da tüm hastalıklara karşı da daha dirençli olmalarını temin edecek." dedi.
Teravih namazlarının da evde kılınacağını aktaran Üzüm, şunları kaydetti:
"Selimiye Camisi'nde her gün saat 11.00'de başlayan, canlı olarak Müftülüğümüzün Facebook sayfasında yayınlayacağımız mukabele programımız her gün devam edecek ve arkasından da 15 dakikalık özet sohbetlerimiz olacak. Bu vesileyle dünyanın dört bir yanındaki kardeşlerimiz Selimiye Camisi ile manevi olarak buluşmuş olacak."
https://www.kanal7.com/ramazan/mukabele
22 Nisan 2020 Çarşamba
Hutbe:AİLE: HUZUR VE GÜVEN KAYNAĞI
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)