islami konular, soru cevaplar, güncel hutbeler,almanca hutbe, türkce hutbe, mübarek gün ve geceler hakkinda.
30 Nisan 2017 Pazar
İLMİHAL: ZUHR-İ AHÎR
İLMİHAL: ZUHR-İ AHÎR
Cuma namazı, cuma günü öğle vaktinde cemâatle kılınması farz olan bir namazdır. Cuma namazının dört rek'at ilk sünneti kılındıktan sonra hutbe okunur, sonra imamla cumanın iki rek'at farzı kılınır. Bundan sonra dört rek'at cumanın son sünneti, akabinden dört rek'at zuhr-i ahîr ve iki rek'at vaktin sünneti kılınır. Her cuma bu rek'atları tamamen kılmalıdır. Çünkü İmâm-ı A'zam'a göre cuma namazı bir beldede yalnız bir cami-i şerîfte veya mescitte kılınır, birkaç yerde kılınmaz.
Fakat İmâm-ı Muhammed'e ve İmâm-ı A'zam'dan diğer bir rivayete göre cuma namazı bir beldede bulunan birkaç camide kılınabilir. Esah olan da budur. Nitekim böyle amel edilmektedir.
Cuma namazının birden fazla yerlerde kılınmasının câiz olmadığı içtihâdına göre bir beldede birkaç yerde kılınan cuma namazlarından hangisine daha evvel tekbir alınarak başlanılmış ise o sahîh olmuş, diğerleri sahîh olmamış olur. İşte böyle bir ihtilâftan kurtulmak içindir ki, cumanın dört rek'at son sünnetinden sonra “Zuhr-i ahîr” adı ile dört rek'at namaz daha kılınmaktadır. Şöyle ki:
“Vaktine yetişip henüz üzerimden sâkıt olmayan son öğle namazına” diye niyet edilip öğle namazının dört rek'at farzı veya dört rek'at sünneti gibi dört rek'at namaz kılınır. Evlâ olan, bunu sünnet gibi kılmaktır. Çünkü eğer cuma namazı sahîh olmamış ise bu dört rek'at ile o günün öğle namazı kılınmış olur. Son iki rek'atında Fâtiha'ya zammedilen sûre veya bir miktar âyet-i celîle namazın sıhhatine zarar vermez. Ve eğer cuma namazı sahih olmuş ise bu dört rek'at kazaya kalmış bir öğle namazı yerine geçer. Kazaya kalmış böyle bir namaz bulunmayınca da bir nafile namazı olmuş olur.
Velhasıl: Bu sûretle kılınması ihtiyata muvafık olduğundan ekserî âlimlerce güzel görülmüştür. Hattâ Şâfiî âlimlerinden birçokları da bunu muvâfık görmektedirler. Çünkü İmam Şâfiî'ye göre de bir beldede ilk kılınmaya başlanan cuma namazı muteberdir, diğerleri mûteber değildir. (B.İ. İlmihâli)
29 Nisan 2017 Cumartesi
KIYÂMETE KADAR İSLÂMA HİZMET EDECEK TÂİFE
KIYÂMETE KADAR İSLÂMA HİZMET EDECEK TÂİFE
Kur'ân-ı Kerîm'de Mâide sûresinin, 54. âyetinde kıyâmete kadar İslâm dinine hizmet edecek kavimlerin geleceği beyan edilmektedir. Âlimler bu âyet-i kerîmeyi şöyle tefsir etmişlerdir:
Ey ehli îman, sizden ferd veya cemaat her kim dininden dönerse bilmiş olsun ki Allah onların belâlarını verip yerlerine diğer bir kavim getirecektir. Öyle bir kavim ki hem Allah onları sever; dünya ve âhiret hayırlarını murad eder, hem de onlar Allâh'ı severler; tâatine koşar, isyandan kaçarlar. Öyle bir kavim ki müminlere karşı mütevazı ve merhametli, kâfirlere karşı izzetli, satvetli (güçlü), Allah yolunda mücahede ederler, kötüleyenin kınamasından korkmazlar, münafıklar gibi şunun bunun hatırına, gönlüne bakmaz, dedikoduya aldırmaz, vazifelerini yaparlar. Bu hâl sırf Allâh'ın fazlı ve ihsanıdır. O, bunu kime dilerse verir, dileyene de verir.
Binaenaleyh hiç biriniz ümitsizliğe düşmeyiniz, düşüp de kâfirler peşinde koşmayınız, Allah'tan böyle bir kavim olmayı isteyiniz, dileyiniz. Bu şereflere bu hürriyyete, bu izzet ve istiklâle ermek isteyenler başkalarının değil ancak Allâh'ın velâyetine (dostluğuna) koşmalı, Allâh'ın sevgili peygamberine, müminlere baş kaldırmamalı, muhabbet ve yardım etmelidir.
Mürted (dininden dönen)lerin zararlarına mukâbil olmak ve onların terkettikleri saadetli mevkiyi işgal eylemek üzere kıyâmete kadar zaman zaman nöbetle gelecek ve i'lâyı kelimetullah (Allâh'ın kelimesini yükseltmek) ile İslâm'a hizmet edecek birçok kavimler, topluluklar gelecektir. Vaktiyle Yahudilerin Hıristiyanlara, Hıristiyanların Müslümanlara mevkilerini terkettikleri gibi İslâm nimetinin kadrini bilmeyen nankörler de, onun kadrini bilecek, şükrünü eda edecek yeni bir Müslüman topluluğuna mevkilerini terk etmeğe mecbur olurlar.
Binaenaleyh ey mü'minler, dininizin kadrini biliniz, Hakk'ın bu geniş feyzini, bu ilâhî fazlını, bu yüksek hürriyyeti bırakıp da başkalarının dostluğu arkasına düşmeyiniz.” (Elmalılı, Hak Dîni, Kur’ân Dili Tefsiri, Fazilet Neşriyat)
28 Nisan 2017 Cuma
Cuma hutbesi: Emek Kutsaldır (28.04.2017)
Emek Kutsaldır
(28.04.2017)
Değerli Müminler!
İnsan, imtihan dünyasında büyük sorumluluklar yüklenmiş olan şerefli bir varlıktır. Bu sebeple ömrünü nasıl yaşadığı, malını nereden kazanıp nereye ve nasıl harcadığından da sorumlu tutulmuştur.
Hayat, insanı geçimini temin etmek için mücadeleye mecbur bırakmaktadır. Yüce Rabbimiz’in “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.”1 ayeti ile Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.)’in “Kişi, elinin emeğinden daha hayırlı bir şey yememiştir.”2 hadisi, emeğin ve kişinin çalışarak hayatını kazanmasının önemine vurgu yapmakta, yine “İşçiye ücretini alın teri kurumadan veriniz.”3 hadisi de insan emeğinin, emeği kullanan açısından değeri üzerinde durmaktadır. Dolayısıyla kendisi değerli olan insanın emeği de değerlidir.
Şurası iyi bilinmelidir ki, emek, hayatın sürekliliği bakımından çok büyük bir değerdir. Dolayısıyla emek hangi aşamada olursa olsun, hangi elden çıkarsa çıksın kutsaldır. Bu açıdan emeğiyle hayata dokunan ve insanlığa katkı sunan herkes kıymetlidir.
Değerli Müminler!
Bir kutsi hadiste Yüce Allah, çalıştırdığı işçiye işini yaptırdığı hâlde ücretini tam olarak ödemeyen kimsenin kıyamet gününde hasmı olacağını bildirmiştir. Sevgili Peygamberimiz de, “Her kimin kardeşi hizmetinde çalışırsa, yediğinden yedirsin, giydiğinden giydirsin.” buyurmuş, onlara güçlerini aşan işler yüklememeyi, eğer ağır işler yüklenirse de onlara yardım etmeyi emretmiştir.
Sosyal hayatta statüler ne olursa olsun, insanlar ya inançta ya da beşeriyette kardeş kılınmıştır. Mü’minler de, zengini, fakiri, patronu ve işçisiyle, İslam ahlakının öğretileri doğrultusunda hareket etmek mecburiyetindedir. Zira Yüce Allah ister işçi ister işveren olarak mü’minlerin hayatlarını iyilik ve doğruluk üzere yardımlaşma esası çerçevesinde sürdürmelerini istemiştir. Rahmet Peygamberi’nin günümüzün ölçüleriyle ancak bir kasaba sayılabilecek bir şehrin küçük bir pazarında, bir hurma teknesinin başında irat ettiği, “Aldatan bizden değildir.” sözü, bugün de bütün sadeliğiyle insanlığa rehberlik etmeye devam etmektedir.
Sonuç olarak yüce dinimiz İslam’ın öğretileri ve Peygamberimizin örnek hayatı bizlere, emek sarf etmeyi, alın teri dökmeyi, emeğin hakkını vermeyi, emrimiz altında çalışanlara adaletle muamele etmeyi emreder. Sevgili Peygamberimizin ahlakını ahlak edinme şiarında olan kardeşleri olarak bizler, emeğe ve emeği sarf edene verdiğimiz değerle, ona biraz daha yaklaşmış olacağız.
1 Necm, 53/39
2 Nesâî, Büyû', 1
3 İbn Mace 2/817
Hutbe Komisyonu
cuma hutbeleri 2017, cuma hutbesi, almanya hutbeler, almanca hutbe
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)